26 Eylül 2022 Pazartesi
Moskova
Kısa Kısa

Sonin, Rusya’da yaşanan krizini anlattı

Sonin, Rusya’da yaşanan krizini anlattı
A- A+

Sonin, Rusya’da yaşanan krizin 14 yıl önce başladığını ve ondan çıkışın olmadığını söylüyor. Yüksek İktisat Okulu Profesörü ünlü ekonomist ve Konstantin Sonin, ‘Profil’ dergisine verdiği mülakatta neden halkın ve iş çevrelerinin daha önceden krizin geldiğini anladığını, ‘Washington’daki insanların ’Rus ekonomisini nasıl ‘kapatabildiklerini’ ve neden Sibirya demiryollarının Rus liderleri için tehlikeli olduğunu anlattı.

Yüksek İktisat Okulu Profesörü ünlü ekonomist ve Konstantin Sonin, ‘Profil’ dergisine verdiği mülakatta neden halkın ve iş çevrelerinin daha önceden krizin geldiğini anladığını, ‘Washington’daki insanların ’Rus ekonomisini nasıl ‘kapatabildiklerini’ ve neden Sibirya demiryollarının Rus liderleri için tehlikeli olduğunu anlattı.

SORU: Rus ekonomisinin petrol ve doğal gaz üretim alanına bağlantısının nelerden kaynakladığını anlatır mısınız?

SONİN: Petrol ve doğalgaz üretim alanı, bütçe gelirlerinin büyük bir payını oluşturmakta ve çarpmaz sübvansiyon yoluyla sanayinin bütün kollarını desteklemektedir. Doğalgaz; fiyatı sıkı kontrol altında bulunan elektrik üretmek için en önemli kaynaktır. Dolayısıyla doğalgaz üretimi alanından sanayinin başka kollarına katma değerin dağıtılmasının çeşitli ve zor mekanizmaları var. Mesela bir fabrikanın elektriği düşürülmüş fiyata alınması durumunda petrol ve doğalgaz üretim alanında oluşması gereken gelir payı, istatistiklerde sanayide oluştuğu gibi görünüyor. Bu husus, herhangi analizi önemli derecede zorlaştırmaktadır. Sanayi istatistiklerine bakıldığında katma değerinde petrol ve doğalgazının payı yüzde 25 civarında, aslında ise yüzde 50 olacak. Bu nedenle petrol ve doğalgaz alanında bir göstergede sert düşüşün olması bütün ekonomiyi etkiliyor.

SORU: ‘Rosneft’ şirketine 625 milyar Ruble’nin tahsis edilmesi sert tepkilere yol açıp döviz piyasasındaki paniğin ek faktörü oldu. Bu hareket gerçekten haklı mıydı?

SONİN: ‘Rosneft’ şirketini hoş görmememe rağmen onu dilencilikle suçlamamak gerektiğini düşünüyorum. Tahvilleri yerleştirdiler, başka değişle borç üstlendiler. Gelecekte bu borcun silinmesi durumunda bunun bir ‘hediye’ olduğunu söylemek mümkündür.

‘Rosneft’ şirketi ile ilgili sorun, başka bir sorundur. ‘Rosneft’in’ kurulduğunda TNK-BP’i (Tümen Petrol Şirketi - Brithish Petrolium) kamulaştırdığında birçok ekonomistler, bu boyuttaki kamu petrol şirkete ihtiyacımızın olmadığı ve TNK-BP’nin satın alındığı fiyatın çok yüksek olduğu uyarısında bulundular. Şimdi petrol fiyatının yanısıra ‘Rosneft’ şirketinin geliri de düştü. Fakat satın alma için alınan borç kaldı. Bence bu, kolun verimsiz yönetilmesinin ve başarısız stratejik planlamanın bir örneğidir. Evet, ürününüz pahalıysa borç alıp ek varlıkları satın almak normal bir şeydir. Fakat bilgili yönetici strateji kurarken ana ürün maliyetinin azaltılması dahil riskleri her zaman düşünmelidir.

Kaydedeyim ki, ‘Rosneft’ şirketinin yönetiminin bilgisizliği, sadece benim kişisel görüşüm değildir. Piyasa da onu değerlendiriyor: İşletme sermayesinin diğer petrol şirketlerine kıyasla ne kadar azaldığına bakılır (işbu yazının hazırlandığında ‘Rosneft’ şirketinin Moskova Borsasındaki işletme sermayesi 40 milyar dolardan biraz daha fazlaydı halbuki 2013 yılında TNK-BP’i satın almak için yaklaşık 55 milyar dolar ödemişti (‘Profil’ dergisinin notu). Mesela ‘Exxon’ şirketinin ‘Rosneft’ şirketinin de sattığı ürünleri satmasına rağmen piyasa bilgili ve bilgisiz yönetim arasındaki fark görüyor.

Üstelik ‘Rosneft’ şirketinin yönetiminin ve basın merkezinin güya ödünç paranın vergileri ödemek için kullanılacağı borçları ödemek için ise döviz gelirlerini kullanma kararının verildiği tuhaf açıklamalar durumu zorlaştırdı. Bu, tamamen anlamsız ifadeler: Tıpkı cebimizdeki paraların bu "süt" için şu ‘vodka’ için etiketli olmadığı gibi şirket içinde bulunan paralar da etiketli değildir. Bu nedenle bu açıklamaların yapılmasından sonra herkes daha çok korktu.

SORU: 2009 yılındaki düşüşten sonra iyileşmenin başladığı 2010 yılında krizin gerçekten bitmediğini söylemiştiniz. O dönemde olaylarla bir benzetme yapmak mümkün mü?

SONİN: Tıpkı bugün gibi 2008 yılında iki kriz söz konusuydu. 10 yıldır içine girdiğimiz uzun vadeli kriz ve dış rekabetle ilgili kısa vadeli kriz var. 2008 yılındaki kriz, küresel finansal krize ve petrol fiyatındaki düşüşe bağlıydı. Bugün ise dünyada kriz söz konusu değil fakat petrol fiyattındaki düşüşün yanısıra yaptırımlar var. Ancak bu, yüzeyde bulunan, Ruble kurundaki değişiminde görünen şeylerdir.

Demek ki ‘büyük’, uzun vadeli ve yapısal krizden çıkmak niyetimiz yoktu.

SORU: Bu ‘büyük’ kriz ne zaman başladı? Onun esası nedir?

SONİN: Normal şartlarda ekonominin bir eğilimi yani geliştiği büyüme temposu var. Yüzde 0-1 olan bu trendimiz yüksek olmadığı için onlarca yıl durumumuz pek de iyi değildir. 20. Yüzyılında gelişmiş olan kurumlara sahip ülkeler ve Çin gibi geçmişte çok geride kalan ülkeler çok hızla gelişiyordu. Çin, ‘alçak starttan dolayı’ şaşıracak hızla gelişiyordu, fakat ergeç yaşadığımız sorunlarla karşılaşacak.

Neden ülkemiz XXI. yüzyılının ilk on yıl içerisinde o kadar hızla gelişti? Çünkü daha önce sert düşüş yaşanmıştı. Aslında geçen yüzyılının 70'li yıllarında da büyüme tempolarımız düşüktü. Mülkiyet haklarını korumayan, yenilikleri, bilgi transferini ve devletlerin bilgi teatisinde bulunmasını teşvik etmeyen kurumların varlığında büyüme imkanları kalmadı. Bu şartlarda ve gelişmenin bu seviyesinde sadece Afrika ülkesi gelişebilir, zira gelişecek noktası var.

İşte bu nedenle Putin’in iktidarda bulunduğu ilk yıllarda hızlı büyüme, aslında durgunluk eğilimine bir dönüş olarak nitelendirilebilir. 2008 yılında ise buna döndük. ‘Düşüş-artış’ döngüsünden sonra yine kendimizi 70'li yıllarında bulabilmiş olduk... Evet, şimdi başka kurumlara sahibiz fakat bu kurumlar, SSCB zamanlarındaki kurumlar kadar kötüdür.

SORU: Kötü kurumlar derken ne söylemek istiyorsunuz?

SONİN: ‘İyi’ kurumlar, insanları ve şirketleri yatırım yapmaya, birşey öğrenmeye ve herhangi çabalar harcamaya teşvik eden şartlardır. SSCB’de özel inisiyatifi göstermek imkanı ve yenilikleri geliştirmek teşvikleri hiç yoktu. Sadece en önemsiz inisiyatifleri göstermek imkanı vardı.

Şimdi bir yandan çok sayıda böyle imkan var: Mesela bir şirketi kayıt etmenize engelleyecek bir şey yok. Fakat bunu yapmanızdan sonra sizi vergi ve güvenlik makamlarının temsilcileri ziyaret etmeye başlayacaklar. Yargılama sistemi yavaş ve kötü çalıştığı için birisinin size tehdit etmeye başlaması, ortağınızın veya bankanın sizi dolandırması durumunda mahkemeye gitmekten bıkacaksınız. Ekonomik anlamda bütün bunlar, mahkemelerin çalışmasının geliştirilmesi, kontrol eden memurların baskılarının ve yolsuzlukları nın azaltılması yoluyla kaldırılması gereken masraflardır. Daha az kişilerde paylaşmak zorunda kaldıkları durumun oluşması lazım. Bu durumda çaba harcamak için daha çok neden olacak.

Yatırımlarla ilgili en büyük kayıplar, yapılan yatırımlar veya çalınmış paralar değil. Bu durumda bu paralar, memurun veya güvenlik organlarında çalışanların çocukları başta olmak üzere birisi tarafından yemiş edildi. En büyük kayıplar, yapılmayan yatırımlardır. Mesela işe başlamayı düşünen bir insan işe başlamadı. Bir zincir mağazaları açmak yerine Londra’ya gitti veya zincir mağazalara sahipken daha tutumlu yaşamaya başladı.

SORU: Kriz konusuna dönelim. Şimdi ‘kısa vadeli’ krizin hangi aşamasında bulunuyoruz? Aralık ayındaki ‘Kara Pazartesi’ günü, bir hareket noktası oldu mu?

SONİN: Halkın krizin başladığını anladığı fakat hükümetin ve ülke yönetiminin anlamadığı aşamada bulunduğumuzu söyleyebilirim.

Sosyologlar, insanlara ülkede krizin olduğunu düşünüp düşünmediklerini doğrudan sorarken ekonomistler başka bir şekilde davranıyorlar. Ekonomistler için insanın konuştukları değil yaptıkları önemlidir. Başka deyişle ekonomistler için ‘Hükümete güveniyor musunuz’ sorusuna cevap, halkın Rublelerini Dolara bozdurup bozdurmadığına bağlıdır. Halk, hareketlerine göre dolar kurundaki artış, Aralık ayında fiyatı değişmeyen ürünlere harcamalarına bakarak kriz yaşadığımızı anladı. Fiyatların değiştirilmesi uyarınca iş çevreleri de durumu anlayıp Rusya Federal İstatistik Kurumu’nun yayınlayacağı bilgileri beklemeden enflasyonu hesapladı.

Ancak hükümet, tıpkı 2008 yılında olduğu gibi olacağını düşünüyor. Yani şimdi biraz zorlayacağımızı, bu alandan şu alana biraz para göndereceğimizi sonra ise herşeyin iyi olacağına inanıyor. Fakat 2008 yılına kıyasla daha tecrübeli oldular. Yani bir şey öğrenen değil çok zarar gören daha tecrübeli oldu. Yani şimdi bir kişi daha çok şeylere dayanabilir. Ocak 2009 yılında petrol fiyatının 20 dolar olacağını, Kremlin'in hücumla zaptedileceğini ve birşey yapmak gerektiğini düşünenler tam paniğe uğradılar. Bugün böyle birşey yok. Durum aynı fakat onlar birşey yapmıyorlar.

SORU: Ülkemizdeki kriz ne kadar ciddi olabilir?

SONİN: 1980’li yıllardaki krizden daha kötü olmayacak. Ancak 80'li yıllarda ne kadar kötü olduğunu anlayanlar az. Tereyağı ve sucuk sadece Moskova’da vardı, Sovyetler Birliği'nin diğer büyük şehirlerinde bile yiyecek sıkıntısı vardı. Çoğu zaman gevşek helva tek var olan tatlıydı.

Birçok kişi, Sovyet Birliği’nin son dönemindeki otarşiyi (1) gelişmelerin en kötü seçeneği olarak görüyorlar. Otarşi gerçekten bir kabustü. Evet, o durumdaki tek olumlu şey, iç savaşın olmamasıydı.

SORU: Bugün Rusya’nın ekonomisindeki başka ‘yaptırım riskleri’ nedir? Yabancı ülkelerin uyguladığı baskı yöntemlerinden hangisi bizi en çok etkileyebilir?

SONİN: Washington’da oturan, analize eden ve bu yaptırımları belirleyen insanlar, her anda Rus ekonomisini ‘kapatabileceklerine’ göre davranıyorlar. Mesela bütün dünya ile mali ciroyu tamamen kapatmak yeterli olacak. Bank of New York’un Rus ekonomik ajanlarının hesaplarını tutması yasaklanabilir. Avrupa ve Amerikan bankaları aracılığıyla yapılan tüm Rus işlemleri durdurulabilir. Bu anlamda SWİFT sisteminden ayrılması o kadar çok etkileyemeyecek: Bu sistem, ödemeleri yapmak için uygun bir yol sağlayarak masrafları azaltıyor.

SORU: Dünya ile mali ciromuzun kapatılması durumunda ne olacak?

SONİN: Dolar ve Euro değeri çok yükselecek. Yükselme oranı, hareketlerimize bağlı olacak. Eğer para basma makinesi açılırsa hiperinflasyon durumunda kendimizi bulabiliriz: Ruble değerindeki düşüş çok sert olacak. Tıpkı paraların numara verilmeden basıldığı 1992 yılında Ukrayna’da olduğu gibi (1992 yılında Ukrayna’da enflasyon indeksi yüzde 210’du, 1993 yılında ise yüzde 10 206’ydı – ‘Profil’ dergisinin notu) milli para birimine değil boş kağıtlara sahip olacağız. Askeri-endüstriyel kompleksin tüm kapasitelerini kullanarak çalışması durumunda belki askeri sanayi hariç herşey kötü olacak.

Başka bir seçenek olan sert yaptırım baskısı, doğalgazın Avrupa’ya giden yolunu kapatmak anlamına gelir.

SORU: Avrupa Rus doğalgazından vazgeçebilir mi?

SONİN: Vazgeçebilir. Avrupa Birliği’nin doğalgaz piyasasindaki Rus'ya nin payının yüzde 30 civarında olması, Avrupalı tüketici için doğalgaz fiyatının 1,5-2 kat artacağı anlamına geliyor. Bu, büyük masraflar ve yaşam standartlarının düşmesi demektir, ama burada o kadar korkunç bir şey yok. Mesela daha önce bir ay içerisinde enerji için 100 Euro harcayan kisi, 150-200 Euro ödemek zorunda kalacak. Tabii bu, hoş birşey değil fakat sıradan bir Avrupalı ailenin bütçesini pek çok etkilemeyecek.

SORU: Hükümetin ‘anti-kriz planı’ var mı?

SONİN: O dönemde tedbirler duruma göre alınmıştı. Şimdi ise 2008 yılındaki örneklere bakılarak alınır bu anlamda bu tedbirler daha düşünülmüş ve anlamlıdır. Yedi yıl önce bankacılık sistemini istikrara kavuşturacak hazır tedbirler yoktu şimdi ise onlar aslında hazır durumdaydı. Aralık 2014 yılında banka krizi gerçek olabilirdi şimdi ise belli zarar görmemize rağmen bu sorun çözülmüş gibi görünüyor.

Kaydedelim ki bankacılık sistemi buna daha çok hazırdı: Merkez Bankasının eski yönetiminin döneminde yüzen kur sistemine sahip olduğumuz net bir şekilde değilse de açıklandı. Bu tedbir, 2008 yılındaki gelişmeleri hatırlayan bankacıların ve tesislerin daha dikkatli olmasını teşvik etti. Hemen hemen hiç kimse, o dönemde olduğu gibi margin-call’ların olabildiği miktardaki varlıklarla bu krize girmedi. Margin-call, borç alırken rehinin borca eşit olduğu taahhüttür. Varlıkların değerlerinin düştüğü anda rehin önemli derecede daha ucuz olduğu için onu doldurmak gerekiyor. Kimsenin kötü durumun olmayacağını umarak fazla küstahlaşması ve risk etmesi durumunda böyle bir durum oluşur. ‘Rosneft’ şirketinin margin-call’unun olmamasına karşın herşeye göre modeli, petrol fiyatının düşemeyeceğine dayanıyordu. Bununla birlikte ‘Rosneft’ şirketi, herhalükarda kurtarılacağına dayanarak hareket ediyordu.

SORU: Bu plan, şimdiki durumda ne kadar anlamlı olarak nitelendirilebilir?

SONİN: Farklı durumlarda farklı hedefler olabilir. Bazıları, büyümenin başlaması durumunda krizin bittiğini düşünüyorlar. Belki de hedef, 1990 yılında meydana gelen 60 yıl içerisinde en büyük düşüşü engellemektir. Bu, ülkemizin 120 yıllık çağdaş ekonomik tarihinde Birinci Dünya Savaşı ve İç Savaştan sonra ikinci en büyük düşüştü. Bu nedenle herhangi tedbirlerin bunun gibi düşüşü engelleyebilmesi, bir anlamda bir başarıdır.

Şimdi bu durum felakete dönüşmeyeceği gibi görünüyor fakat 2009 yılında petrol fiyatında artış olması sayesinde 2008-2009 yıllarındaki krizden çıkabildiğimizi unutmayalım.

Petrol fiyatlarının artmadığı takdirde önümüzdeki yıllarda ekonomi düşmeye devam edecek. Tabii birkaç yıl sonra kurtarma büyümesi için fırsat olacak. Ancak ortalama tempolar yüzde 0 civarında olacak. Yani son 6 veya 7 yıl içerisinde oturduğumuz durgunluk, devam edecek.

Fakat perol fiyatı artarsa tıpkı 2008 yılında olduğu gibi krizden çıkacağız ve büyümenin ortalama tempoları yüzde 1 olacak. Bu ise, durgunluk demek.

SORU: Demek ki kısa vadeli krizin bitmesinden sonra hükümetin o kadar çok konuşulan ‘yapısal reformlara’ ihtiyacı kalmayacak, değil mi?

SONİN: Tuhaf bir söyleşimiz oluştu: reformlardan bahsedildiğinde Putin, Medvedev ve Şuvalov’un yapması gerekenler aklına gelir. Her yerde reformlar, geniş anlamda herşeyden önce hükümetin değişimidir: Devlet başkanın, bakanlar kurulunun değiştirilmesi ve parlamentonun dağıtılması söz konusudur. Aslında ben bir ülkenin yönetimini değiştirmeden ciddi reformları başardığını hiç hatırlayamıyorum.

SORU: Tahminleriniz nelerdir?

SONİN: Bugüne kadar dünya tarihinde iktidarda ebedi kalan lider yoktur.

Yegor Gaydar, Rus ekonomisinin konuşulmasına çok önemli bir fikir getirdi. 1960 yıllarında herkes, reformlara ihtiyacın olduğunu çok iyi anlıyordu ve reformlar gerçekleşmeye başladı. Bu reformların olabildiği sonucu belli değil fakat 1968 yılında Batı Sibirya’da petrol ve doğalgaz keşfedilmişti, 1973 yılında ise dünyada petrol fiyatı arttığı için bütün reformlar ertelenmişti. Sonuç, durgunlukta kaldık.

Buna Leonid Brejnev’in 1964 yılında birlikte iktidarı ele geçirdiği son insanları ‘yendiği’ 1975 yılını da ekleyecektim. Çin’de ki gibi ülkemizde iktidarda ayrı insanlar değil kominist partisi bulunsaydı 1975 yılında çok yaşlı ve tam deliliğe sahip olan insanlar gidecekti ve yeni bir kuşak gelecekti. Gorbaçov’ün kuşağı. Perestroyka dönemi (yeniden yapılanma) ve hızlanma 10 yıl daha önce daha iyi şartlarda başlayacaktı. Fakat her politikacı, ‘birşey değiştirmek gerekiyor’ ifadesini kendisine bir saldırı olarak algılıyor.

SORU: Sizce ekonomide ne tür yapısal değişiklikle gerçekleştirilmelidir?SONİN: Özelleştirme gerekiyor. Mesela ‘Rosneft’, çok büyük bir şirket olduğu için etkili değildir. Onu bölüp özelleştirmek gerekiyor. ‘Gazprom’ şirketinin de yeniden yapılandırılması gerekiyor. Amacı kamu holdingleri kurması olan devletin daha az müdahale etmesi gerekiyor. Moskova ve diğer büyük şehirlerde toprak özelleştirilmelidir, toprağın tek ellerde kalmamasını kontrol etmek gerekiyor.

Önemli yapısal değişiklik, o kadar artmış yolsuzluğun azaltılması olacaktı. ‘Yolsuzluğun nasıl yenilebilir’ tartışması her zaman ulaştığı boyuttan dolayı bunun imkansız olduğu konuşmasına dönüşüyor. Fakat yolsuzluk epeyce ‘kabul edilir’ seviyeye indirilebilir. Hükümette çalışırken dolar multimilyonerler olan hükümet üyeleri, hiç bir yerde görülmeyen birşeydir.

Bu arada evrakların kullanılmasıyla ıspatlanabilecek olan potansiyel yolsuzluk vakalarının soruşturulmalarına izin verilmiyor. Evet, belki devlet başkanı, mesela Aleksey Navalnıy blogunda yayınlanmış olan evrakların şu veya bu devlet memurların yargılanması için yetersiz olacağını düşünüyor. Yoksa duruşmanın ne zaman olacağını bekliyor? Her halükarda yayınlanmış bilgilerin, ceza davası için yetersizse işten çıkarma için yeterli olması lazım.

SORU: Makamların ‘anti-kriz planında’ yer alan küçük ve orta ölçekli işin desteklenmesi ve devlet tarafından yapılan kontrolün azaltılmasına ilişkin niyetleri konusunda ne diyebilirsiniz?

SONİN: Bunu gerçekleştirmek için mevzuatın değiştirilmesi gerekiyor. Parlamento bununla uğraşmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığının buna benzeyen bir şey yapmaya çalıştığını biliyorum. Fakat böyle inisiyatifler, mevcut şartlarda sadece devlet başkanının iradesini yerine getiren Devlet Duma'sında ‘ölüyor.’

Şimdi Devlet Duma'sının, normal bir şekilde çalışan her parlamentonun sahip olduğu rüçhan hakkı yok. Bahsettiğimiz ‘anti-kriz planında’ bütçeye değişikliklerin yapılmasını öngören maddeler var. Bütün dünyada parlamenterlerin binlerce yıl bütçe ile uğraşırken neden ülkemizde hükümet bununla uğraşıyor?

SORU: Sibirya’da demiryollarının döşenmesi, Kerç Boğazında köprünün inşa edilmesi vs yapısal projeler dahil sözde mega projeler konusunda ne diyebilirsiniz?

SONİN: Demiryolunu kullanarak birşey taşımaktan yararlanan olsaydı bu demiryolları çoktandır inşa edilecekti. Bugün inşaatçıların çıkarlarının dışında başkalarının çıkarlarını görmüyorum. Bu arada Baykal-Amur anahatından vazgeçen halka kaç yıldır ücretsiz tren hizmetleri verilebilirdi?

Aslında Transsibirya Demiryolu ve Baykal-Amur anahatı projeleri, zor ‘politik’ düşüncelere yol açıyor: Geçmişte iktidar iki kez düşmüştü. İlk kez 1917 yılında Çarlık iktidarı ve ikinci defa 1991 yılında Sovyet hükümeti düşmüştü. Bu düşmelerin arifesinde Sibirya’daki demiryollarına ilgi artmıştı. Bazılarının ‘kafa yemeye’ başladığında ve yolsuzluğun oranı en yüksek noktaya ulaştığında Transsibirya Demiryolu ve Baykal-Amur anahatı projelerini hatırlamaya başlıyorlar.

SORU: Yakın gelecekte Rusya'da Bakanlar Kurulu değişebilir mi?

SONİN: Bence bu mantıklı olacaktı. Şimdi hükümette fiilen liderin olmadığını görüyoruz: Her bakan, kendisine ait şeyleri söylüyor yani tek bir plan yok. Bu nedenle hükümeti koordine edecek başbakana ihtiyaç var. Bunu gören tek ben değilim.

SORU: Şimdi Aleksey Kudrin’in başbakanlığı yapabileceği çok konuşuluyor.

SONİN: Onunla görüştüm ve bence neden böyle olmayacağını kendisine anlatabildim. Putin dönemindeki başbakanlara onlardan hiçbirinin gelecekte devlet başkanı, yani yeni gerçek lider olarak görünemeyeceği tek ortak bir ilkesi uygulanmaktadır. Fakat kriz şartlarında başbakanlığı yapabilen insanlar var, onlar arasında Kudrin, Fridman, Mihail Prohorov, bazı valiler, ikinci sıradaki daha küçük işadamları veya bakanlar var. Ancak bütün bunlar çok ciddi aktörlerdir. İktidara yakın bulunan belli etkili gruplar için bu listeden birisinin başbakan olması kabul edilemez birşeydir, zira yeni başbakanın döneminde sayesinde zenginleştikleri devlet anlaşmalarının akışlarına son verilecek.

SORU: Yani çıkmaz bir durum oluşuyor değil mi?

SONİN: Aslında ülkemizde oluşmuş olan durum hiç hoş değil fakat tam umutsuz da değil: Rusya ve iktidarı daha kötü zamanları da hatırlıyor. Mesela Çar II Nikolay, lider ve yönetici olarak Putin’den daha kötüydü. Stalin de bir bakımdan daha kötüydü. Yani ülkenin varlığı bakımından durum umutsuz olarak nitelendirilemez. Siyasete bakıldığında çıkmazın olmadığı bir durum, yanlış yönde gelişen bir durum söz konusudur.

(1) özellike fakir ülkelerin - ticaret yaptığı ülkelere kıyasla - diğer ülkelere bağımlı olmamak adına uyguladığı, ihtiyacı olan her türlü şeyi kendi ülkesinde üretme politikası.

Haberi Paylaşın


UA-3754761-52 Rusya'da Bugün